27 Şubat 2016 Cumartesi

Tarihe İmza Atmış Ünlü Hekimler

Henri Dunant


İsviçre’n insansever, 1828’de Cenevre’de (İsviçre) doğdu, 1910’da Heiden’de (İsviçre) öldü.


Uluslararası Kızılhaç teşkilâtının kurulmasını sağladı. Napoléon Ulun İtalya seferine Henri Dunant da katılmıştı. 1859 yılı temmuz ayında Solferino savaş alanı yaralılarla dolup taşmaktaydı. Ordunun mevcut iki doktoruna elinden geldiğince yardımda bulunan Dunant’ı, savaş alanında gördüğü korkunç man-zararlar dehşete düşürmüştü. Bu ineansever hemen, savaş yaralılarının yardımına koşacak bir kurumun bir an önce kurulması İçin hükümetle! nezdlnde harekete geçti 22 ağustos 1864’te İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan bir antlaşmadan sonra uluslararası Kızılhaç komitesi kuruldu. Yeni teşkilâtın amblemi, kırmızı zemin üzerine beyaz haç olan İsviçre bayrağım tersine, beyaz zemin üzerine kırmızı haçtı. Henri Dunant, İnsanlık yararına harcadığı bunca çabadan sonra bir ara unutuldu ve sefalete düştü. Nihayét 1901 yılında kendisine Nobel Barış ödülünü verdiler.


Sigmund Freud


Avusturyalı ruh hekimi. 1856’da Freiberg’de (Avusturya) doğdu, 1939’da Londra’da öldü. Psikanalizin kurucusu.


Eserleri pek çok dile çevrilmiştir. Hekimler hastalarını, hastanın durumuna uygun İlâcı vererek tedavi etmeye çalışırlar Ruh hekimi Freud ise, genellikle «deli» diye adlandırılan ruh hastalarını tedavi etmek için, önce hastalığın temel nedenlerin i araştırıp ortaya çıkarmaya çalışmıştır. Bu konuda çok sabırlı bir araştırıcı olan Sigmund Freud, sonunda yepyeni bir yöntem ortaya koymuştur. Bu yöntemin temeli, hastaya birtakım sorular sorarak, hastanın kendisinin de bilmediği kişiliği ve problemleri (kompleksler) hakkında bilgi edinmeye dayanıyordu. Bu metoda göre hekim, hastayı uyanık hâldeyken ya da hafifçe uyutuyor, ardından sorguya çekiyor, aldığı cevapları titizlikle inceleyip dikkatle yorumladıktan sonra hastalığın sebeplerini meydana çıkarıyor, o zaman da hastalığa bir çare bulmak daha çok kolaylaşıyordu. İşte bu yöntem psikanalizin doğmasını sağlamıştır.


Doktor Émile Roux


Fransız hekimi ve bakteriyologu.1885’de Confolens’da (Fransa) doğdu, 1933’de Paris’te Öldü. Difteri hastalığını tedavi etmeyi başardı.


Paris’teki Pasteur Enstitüsü onun sayesinde kurulmuştur. Pasteur’ün çalışma arkadaşlarından en tanınmışı Émile Roux’dur. Pasteur’ün kuduz ve kolera üstüne yaptığı İnceleme ve araştırmalara Roux da katılmıştır. Yine çeşitli hastalıklarla savaşmak amacıyla Paris’te açılan Pasteur Enstitüsünü kurmayı İlk defa Roux düşünmüş ve kurumu inşa ettirip teşkilatlandırmıştır. Enstitünün kuruluşu sırasında dünyanın dört bucağından sayısız bağış ve armağan gelmiştir. Bu araştırma merkezinin müdürlüğüne getirilen Roux’yu bir gün enstitüye yazılmak İsteyen birkaç Brezilyalı genç ziyaret etmişti. Fakat gençler geç kalmışlardı, çünkü enstitünün kayıtları çoktan kapanmıştı. Ama doktor, bu hevesli gençleri geri çevirmeyip enstitüye kayıtlarını yaptırdı ve kendini haklı çıkarmak İçin de onlara, enstitünün kuruluşu sırasında büyük bağışın Brezilya’dan geldiğini hatırlattı.


 

1 Şubat 2016 Pazartesi

Metrobüste Akraba Olmak

Ne zamandır aklımda olan bu konuya dair bir yazı yazmayı düşünüyordum. Fakat hep erteliyordum. En son yaşadığım olaylardan sonra artık zamanı geldi diye düşündüm. Herkesin bildiği gibi mesai kavramıyla doğru orantılı bir ilişkisi var metrobüs yoğunluğunun. Gerek sabah gerekse akşam saatlerinde bitmek bilmeyen insan seline yol açan bu toplu taşıma aracında nerede her binişte ayrı bir olay ayrı bir macerayla karşı karşıya kalıyorsunuz.


Geçenlerde yine okula giderken malumunuz final haftası olması münasebetiyle sınava hazırlanmak için hazırladığım kağıtlar elimde yeni bosna durağından metrobüse binmek için insanların arasında bekliyorum. Birkaç metrobüs durmadan geçti. Ee metrobüsler durmadan geçiyor ama insan trafiği artıyor. Nihayet bir metrobüs durdu. Ama binebilmek ne mümkün, insanlar hunharca saldırıya geçiyor. Doğamızın gereği birazda hassas oluşumuzdan biz bayanlar biraz arka planda kalıyoruz, bunun dezavantajını yaşıyoruz çoğu zaman.


Dakika tutmaya karar verdim acaba yeni bir İstabul rekorumu kırılacaktı. Metrobüse binememe rekoru. Yanımda gördüğüm insanı metrobüs yanaşınca 3 sn içerisinde metrobüsün içinde görüyorum ama ben bir adım bile alamamış oluyorum. Dakika tutmaya karar verdikten bu yana 15 dakika geçmişti. İnsanlar değişiyor ben olduğum yerdeyim halen daha sonrasında bir umut doğdu boş bir metrobüsün yanaştığını gördüm. Buna binmeliydim. Her ne olursa olsun binecektim, yoksa sınava geç kalacak bu kadar hazırlığıma rağmen bütte bütünleşecektim kaderimle…


Kapıları açılır açılmaz can havliyle kendimi kapı eşiğine bıraktım, bakınız içeri girdim demiyorum. Kendimi sadece kapıya doğru attım bir baktım ki koridordayım. Nasıl olduğunu anlamadım bile. Sonrasında bir fırsat olduğunu düşünürek kağıtlarıma bakmaya başladım. Çok değil iki durak geçmişti arkamda bir sertlik hissettim. Hava yağmurluda değildi şemşiye olamazdı. İçimde bir telaş sardı beni. Sınav falan uçup gitmişti aklımdan. Hani yemişim sınavını yeter artık moduna geçtim. Arkamı döndüm bir de ne göreyim yaşlı bir amca sakalları birbirine girmiş. Çok şaşırdım. Amca dedim az geri gider misin? Bir de pişkin pişkin bana “– Kızım bu yaştan sonra nereye gideyim” dedi. Güleyim mi ağlayayım mı anlayamadım. Bu arada o sertlik bastonuydu. Yanlış anlaşılma olmasın. Kimse de kalkıp yer vermedi amcaya en çok ta o zoruma gitti.


Bu metrobüs maceralarına Büyük Şehir Belediyesi’nin bir el atması lazım bugün ben bastonla karşılaştım ama arkadaşlarım çok daha farklı sertliklerle karşı karşıya kalıyor cinsi ne olursa olsun erkek ya da dişi. Siz siz olun eğer çok acil değil ise saat sabah 7-10 akşam 5-7 arasında metrobüsü kullanmamaya bakın.