“Devlet devlet!” diye tutturmuş giderler… Hepsi de maroken koltuğa oturunca kendilerini devlet adamı oldum sanırlar. Sanki devlet adamı bir makam arabası, bir koltuk, bir takım koyu elbise ve sağa sola cart curt etmektir.
Ne devlet bu kadar ucuzdur, ne de devlet adamlığı… Devlet, halkın kutsallaştırdığı bir kavramdır. Halk kendisini devlete teslim etmiştir. Halktan alınan yetkiyle, halkla birlikte devlet olunur. Ne halktan yetki almadan ne de halktan koparak devlet yönetilemez.
Halkın kafasında devlet öyle yüce bir kavramdır ki, ona “baba” derken canını, malını, namusunu, her şeyi teslim etmiştir. Vergisini verir, askere gider, yasalara karşı gelmez, ama devletten de “devletliğini” bekler. Ankara’nın eski valilerinden Abidin Paşa bir gün odasında otururken kapı açılmış:
“Efendim bir köylü sizinle görüşmek istiyor!”
“Ne konuşacakmış?”
“Söylemedi… İlle de Vali Paşayı istiyorum, diye tutturdu…” “Gelsin!”
Köylü girmiş içeri, üstü başı perişan:
“Söyle bakalım ne istiyorsun?”
“Paşam, ben Polatlı’nın filan köyündenim. Bir hafta önce tarlaya çift sürmeye gitmiştim. Öğle sıcağında öküzleri çözdüm, otlamaya bıraktım. -Ben de bir ağacın altına uzandım, uyumuşum. Gözümü açtığım zaman güneş tepenin arkasında batıyordu. Her tarafı aradım öküzler yoktu. Bir haftadır gitmediğim yer* sormadığım insan kalmadı, öküzlerim yok. En son size geldim. Öküzlerimi bulun.”
Abidin Paşa kızar gibi olmuş:
“Öküzleri saldığın zaman niye uyudun?”
Köylü başını kaldırmış:
“Ben uyurken sizin uyanık olduğunuzu sanıyordum.” Abidin Paşa donup kalmış…
Köylü “devlet dersi” vermiş ona. Önce defterdarı çağırmış:
“Git bu adama pazardan bir çift öküz al!”
Devlet adamlığı en azından bu köylüden o dersi alabilmektir. Köylünün öküzünü ödeyen bir devlet anlayışı…
Ve şimdi!
İnsan canının bir metelik kadar değersiz olduğu günler…
24 Aralık 1977 günlüğünden… Ve insan canının değersizliği halen daha sürmekte yıl 2016!