Latince saray anlamına gelen palatium, Grekçe palation kelimesi, Roma’da imparator sarayının yer aldığı Palatine Tepesi’nden kaynaklanmaktadır. Burası 3. yüzyıla kadar Roma imparatorlarının resmi ikametgahı olmuş ve kelime literature bu şekilde girmiştir. Bizans’ta da saraylar, palation ya da hükümdar evi anlamına gelen Basileos Oikia gibi adlarla anılmıştır.
Bizans sarayları ve saray yaşamı ile ilgili bilgilerimiz mevcut kalıntılara, arkeolojik kazılardan elde edilen sonuçlara ve daha da çok Prokopios, İmparator VII.Konstantinos Porphyrogennetos, Anna Komnena, Ioannes Kinnamos, Mikhail Psellos ve Khoniates gibi tarih yazarlarının eserlerinden edindiğimiz bilgiler ile sarayları kullanılırken ya da yıkıntı halinde de olsa görmüş olan Devil’li Odo, Tudela’lı Benjamin, Tyre’li William, Selanik’li Eustathios, Florentine Boundelmonte, Petrus Gyllius ve İbni Batuta’nın gözlemlerine dayanmaktadır. Bizans’ın çağdaşı ve yakın sanatsal ilişkiler içinde olduğu Avrupa ve İslam topraklarındaki saraylar da, günümüze ulaşmayan Bizans saraylarını, hem mimari hem de süsleme bakımından gözümüzde canlandırmamıza yardımcı olabilecek benzer özellikler gösterir. Bu saraylar arasında Bizans ile yakın ilişkiler içinde olan Got Kralı Theodoric’in Ravenna’daki Sarayı ve Sicilya’nın Palermo kentindeki Palazzo Normano’da bizzat Bizanslı sanatçıların sarayın süslemesinde çalıştığı bilinir. Bunların dışında Silifke Akkale’deki kent yöneticisine veya kentin ileri gelenlerinden birine ait büyük bir saray kompleksi, Trabzon’daki Komnenos, Kemalpaşa’daki Laskaris Sarayı ve Mistra’daki Despot Sarayı gibi yapılar, Bizans saray mimarisi hakkında bize bilgi veren diğer sayılı örneklerdir.
Bir Müslüman Arap emirinin oğlu olan Digenes Akritas’ın 9-10.yüzyılda Güney doğu Anadolu’da geçen destanında, kahramanın Fırat kıyısındaki (Samsat – Gaziantep?) yazlık sarayı tüm ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Kulelerinden Suriye’nin görüldüğü bu hayali saray, bir 12.yüzyıl Bizans sayfiye sarayında olması gereken tüm özellikleri ayrıntılarıyla yansıtmaktadır. Saray yapıları, kuşlar ve evcil hayvanlarla dolu, her türlü meyve ağacının olduğu bir bahçede, çiçek tarhları arasında kurulmuştur. Sarayın bahçe duvarları ve avlusu (atrium) beyaz mermer plakalarla kaplıdır. Duvarları kesme taştan yapılmış sarayın, ana yapısı üç katlıdır. Sütunlu kare planlı bir giriş bölümü vardır. Üst katlarda pencereler sıralanır. Arkada ikinci bir yapı, yakınında etrafı balkon biçiminde düzenlenmiş bir merdivenli kule ile Aziz Theodoros’a adanmış bir kilise, hamam ve konukevi bulunur. İkametgah olarak kullanılan iki büyük yapı, merkezi avluya revaklı iki yolla bağlanmaktadır. Sarayın kabul salonunun tavanında Eski Ahit’ten Samson, Davud, Musa ve Yusuf ile Grek mitolojisinin kahramanlarından Odysseus, Akhileus, Agamemnon, Penellope, Bellerophon’un Khimera’yı öldürmesi, Büyük İskender’in tarihi hikayesi gibi sahnelerin tasvir edildiğinden söz edilir.
İmparator Büyük Constantinus tarafından 325 yılında, Roma İmparatorluğu’nun Roma’dan sonra doğudaki ikinci başkenti olarak seçilen Byzantium (İstanbul), beş yıl boyunca süren hazırlıklar sırasında kent batıya doğru genişletilip kuvvetli surlar, gösterişli yapı ve meydanlarla süslenmişti. İnşaatlar büyük oranda tamamlandığında kente Konstantinopolis adı verilerek, 11 Mayıs 330 yılında resmi törenlerle açılmış ve Hıristiyanlık serbest bırakılmıştır. Yeni din gerekli olan dini yapıların yanı sıra İmparator Constantinus ile ailesinin resmi ikametgahı ve aynı zamanda imparatorluğun yönetim merkezi olacak bir saraya gereksinim duyulmuş ve kentin katedrali olan Ayasofya’nın güneyi ile Hippodromun doğusunda kalan alana, Bizans’ın ilk imparatorluk sarayı kurulmuştu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder