Deprem
Dünyamızın kabuğu çok incedir. Bu kabuk, zaman zaman çatlar; ya da çöker. Deprem dediğimiz olay sırasında yeryüzündeki evler yıkılır, toprak kaymaları olur, bazı kereler de denizlerde şiddetli deprem dalgalan meydana gelir.
Deprem, sandığımızdan çok daha sık meydana gelen bir tabiat olayıdır. Bunların bir kısmı o kadar hafiftir ki bizler hissetmeyiz bile. Böyle hafif depremleri ancak alsmograf denen Ketler kaydeder. Daha şiddetli depremler, evlerle yıkılmasına, üzerinde köyler, kasabalar bulunan toprakların kaymasına, göllerin meydana gelmesine ya da akarsuların yataklarını değiştirmesine sebep olur. Eğer deprem, denizlerin altında olmuşsa, kıyılara hücum edip limanları, dalgakıranları yıkıp geçen ardarda dalgaların meydana gelmesine yol açar. 1923 yılının 1 Eylül günü Japonya’da olan depremde tam 150.000 insan ölmüştür.
Sismograf
Dünyamız aralıksız bir şekilde depremlerle sarsılır durur. Ne var ki bu depremlerin ancak pek azı büyük felâketlere sebep olur. Eğer sismograflar kaydetmese bu depremlerin büyük bir kısmının farkına bile varılmaz.
Sismograf, depremleri kaydeden İlettir. Bu iletin sayesinde depremin önemini, şiddetini, bize olan uzaklığını ve yönünü öğrenebiliriz. Sismograf sarkaç esasına dayanır; Asılı duran ağır bir silindir, yer şiddetle saltansa bile, hareketsiz kalır. Silindirin ucunda bir kalem vardır. Bu kalem de dönen bir makara üzerindeki kâğıda dokunmaktadır. Deprem sırasında makara, üzerindeki kâğıtla birlikte sağa, sola, yukarı, aşağı sallanacağı İçin silindirin ucunda hareketsiz duran kalem, kâğıdın üzerinde birtakım çizgiler meydana getirir.
Artezyen Kuyusu
Bildiğimiz âdi kuyularda suyu çekmek için içine kova sallandırır, ya da emme-basma tulumbacı işletiriz. Ama artezyen kuyularında su kendiliğinden dışarı fışkırır. Yağmur suları, geçirimi tabakalardan süzülerek toprağın içine doğru ilerler. Bunlar, geçirimsiz bir tabakaya rastlayınca birikerek bir yeraltı su tabakası meydana getirirler. Bu suyu kullanmak İçin kuyular kazılır, suyun, bunun İçinde toplanması sağlanır. Ama bazı yerlerde bu suların İki geçirimsiz tabaka arasında tıpkı bir kanalizasyon gibi toplandığı da olur. Bu suyun kaynağı yüksek bir seviyede bulunuyorsa bileşik kaplar kanunu gereğince su bir burguyla açılacak kuyudan kaynak seviyesine kadar yükselir. Yurdumuzda birçok kurak bölge, artezyen kuyuları sayesinde bol suya kavuşmuştur.
Gayzerler
Yanardağların bulunduğu bölgelerde, topraktan çıkıp havaya fışkıran kaynar su ve su buharı kaynaklarıdır. Bunlar belirli aralıklarla fışkırırlar. Dünyamızın İçindeki sıcaklık, yanardağları harekete getirir, ılıcalardaki şifalı su kaynaklarını ısıtır. Ayrıca gayzerlerin ağızlarından dışarı sıcak su ve sıcak su buharı fışkırmasına yol açar. Gayzerler en çok Kuzey Amerika’nın batısında, Yeni Zelanda’da, İzlanda’da bulunur. Yalnız İzlanda’dakiler 2000 kadardır. Toprağın İçindeki soğuk su, kızgın kayaların üzerinde toplandığı zaman önce ısınır, sonra da kaynamaya başlar. Buharın basıncı da suyu büyük bir kuvvetle dışarı fışkırtır. Gayzerin ağzından suların fışkırdığını görmek çok heyecan verici bir manzaradır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder